Eylül 08, 2026

Çirkin bir şehir Istanbul. Hala ayakta kalan bir bina yıkıntısı gibi çirkin. Şehrin her yeri, her köşe başı inşaat; toz, kir, pas içinde. Bitişik nizam evlerin olduğu bir sokakta yaşıyor oluşumun verdiği sıkışıklık hissi, daha bugün yıkılan bir binanın ardında beliren gökyüzü tutamıyla bile geçmiyor. Şehir böyle çirkinken, bir avuç gökyüzü mü kurtaracak bizi?

Oysa gökyüzü bütün mümkünlere gebe bir şeydir. Çocukluk gibi.

"Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk
Hiçbir yere gitmiyor."

Mümkünlerin tükendiği böyle bir şehirde gökyüzüne inanmayı da bırakıyor bir yerden sonra insan.







Peki böyle bir durumda neye tutunmalı? Hayallere mi?

Hayır.

İnsan ancak bir ihtimale tutunur.

Kilometrelerce uzakta olsa da o sevdiğin dostla bir gün bir şehir meydanında, yan yana sandalyelerde oturup sessizliği paylaşabilmenin ihtimaline tutunur.

Özleyince kavuşabilme ihtimaline tutunur.

Hayali ihtimalden ayıran o çizgiye tutunur. O hafifliğe tutunur -varolmanın hafifliği budur belki de.
Olan ve olması mümkün olan arasındaki hafiflik.

 

Ağustos 22, 2026

Bin kere söyledim, bin kere daha söylerim:

Bu dünyada istediğinde çıkıp gidememekten, o çok beklendiğin yerlere varamamaktan daha kötü çok az his vardır. Bir yerlerde çok özlendiğini bilmenin hoşluğu ile o yerlere hep geç kalmanın burukluğu arasında geçiyor insanın ömrü.

Keşke herkes, herkese kavuşsa.


Temmuz 07, 2026

Yazıyla kırk, sayıyla da kırk gün olmuş yüzünü görmeyeli.
Elini tutmayalı.
Nefesini duymayalı.
Neredesin?

Oysa sen şimdi bir Temmuz akşamı esen ılık bir esintisin,
bir çocuğun nedensiz neşesi.
Bir sokaksın denize inen.

Neredesin?
Neden bu sokaklar sana çıkmıyor?

















"sende denize inen bir sokak,
bende başkente giden bir ev,
eski duman, eski kömür, eski ray,
aramızdan güzel bir karanlık geçti."

Haziran 23, 2026

O hatırlar.
O unutmaz.
O bilir.

İlk kez yanıma boylu boyunca uzandığı o gün, o Haziran günü giydiği tişörtü hatırlar.
Sabah kaçta uyanıyorum bilir.
Beni kim yaralar, bana ne iyi gelir bilir, unutmaz.

Sesinde açan çiçeklerin benim bilmediğim, unuttuğum yerlerdeki yaralarımı onardığını bilir örneğin.
Neşemi uyandırdığını,
neşemin nasıl uyanacağını bilir.
Bir bakışıyla üzerimdeki tüm giysileri ve tasaları söküp atacağını bilir. Üryanlığımı bilir.
Üryanlığımın yalınlığını sever, tüm kusurlu yanlarımı da.

Yanımda boylu boyunca uzanır o.
Sessiz, kelimesiz, eli elimde, nefesi nefesimde.

Bugün, hep böyle bir anın hayaliyle yaşar,
Bu hayale tutunuruz.

O hayale,
ben ona tutunurum.

Onun sesi beni hayata bağlayan bir ip olur da
ben o ipe tutunurum.