Mart 02, 2026

tra presenza e assenza

Şöyle bir söz okudum geçenlerde: "İnsan ev duygusunu kaybedince, yaşamak biraz savrulmaya benziyor."

Hep bir savrulma halinden geçtiğimi, yüzüme vuran keskin bir kış soğuğu gibi hatırlattı bu söz bana. Bir ay önce, hatıramda ev diye yerini işaretlediğim, haritalarda ev diye üstünü çizdiğim o şehirdeyim. Şimdiyse o şehirden uzakta. Savrulmaktan vazgeçeceğim, durulacağım diye kendime öğütler verdiğim bir anda yine kendini hatırlatıyor ev hissi.





Yine aylar önce.
Bir Kasım ayı.
Üsküdar'da uzun bir yürüyüşün öznesiyim. Yalnız değilim. Yanımda sen varsın. Yürüyoruz. Ev diye bildiğim o şehirden henüz dönmüşüm. Bir evim olsun yeniden diye, koşarak sana gelmişim. Senin yanında evdeymişim hissi ciğerime dolmuş, gözlerim mutlulukla yaşlı.

Şimdi aylar sonra.
Bir Mart ayı.
Sen aynı şehirde ama uzaktasın. Yanımda ama değilsin. Var ile yok arasında, bir uçurumun kenarında yürüyoruz. El eleyiz ama. Hâlâ el eleyiz. Birimiz diğerinin elini bıraksa düşeceğiz, kaybolacağız, yiteceğiz o uçurumda.

Haftalardır aynı soru içimde.
Gücüm var mı senin elini bırakmaya?
Var mı?
Yok mu?

Var ile yok arası, yoktur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder