Şubat 16, 2026

Bundan yıllar önce, Beyoğlu'nda, salonu Haliç'e bakan bir evde M.'ye şöyle demiştim, Ankara'yı betimlerken:


"Denize bakmayan, ama ferah, çok ferah bir evin salonu gibi bir yer Ankara. Sakince bekliyor insan o şehirde. Geleceğinin çok fazla ihtimali yok. Çok beklenmedik şeyler olmuyor orada. Çok sıkıcı olmanın her seferinde kıyısından dönen bir sakinlikte, insanlar yaşayıp gidiyor, caddeden geçip giden diğer insanlarla birlikte kendi geçmişlerini de seyre dalıyorlar."





O günün üzerinden neredeyse 10 yıl geçmiş. M. uzaklarda, soğuk bir şehre taşındı. Ben hâlâ İstanbul'da. O son on yılda onlarca kez yolum Ankara'ya, eve uzandı. Her seferinde aynı sakinliği buldum, buluyorum. Şehre iner inmez beni karşılayan ayaz, hâlâ asık suratlı insanlar, yavaş ilerleyen bir akış, değişmeyen onlarca şey, ama nihayetinde değişmeyen o ev hissi.


Evi bırakıp dönmek zor iş. Ama insan evini yine de bir kaplumbağa gibi sırtına yükleyip götürüyor, nereye giderse gitsin.

Şubat 06, 2026

"...
Yeni bir ülke bulamazsın
başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir..."

Kuşkusuz Kavafis bu dizeleri başka bir şehre yazdı. Hep arkasından gelen, denizi, rüzgarı bol bir şehre. Ankara'ya değil.

Saat sabahın 5'i. Bir dinlenme tesisinin soğuk bir masasında sıcak, iki bardak çay. Arkamda o sevmediğim şehri bırakıp yine yola düşmüşüm. Nereye? İçinde yaşayanlar, onu anlayanlar dışında kimsenin sevmediği bir şehre doğru. Denizsiz, soğuk bir şehir. Ankara. Yakamdan düşmeyen Ankara.

Ömrümde ilk kez ayaklarım geri geri giderek vardım Ankara'ya. Korktum. İnsan sevdiklerini kaybetmenin korkusunu hep içinde büyütüyor, yaşına, yaşadıklarına rağmen o korku hep bir filiz: hep büyüyen. Neyse ki korkularım bu sefer beni esir almadı. Ancak ardından gelen koca bir yüzleşme. O şehirden, o evden, yaşadığım evlerin arasında en çok "evde" hissettiğim o evden artık kopacak olmanın gerçekliği. Seni de bir gün arkamda bırakacağımı nereden bilebilirdim ki gri, soğuk şehir? "Nereye gitsem arkamdan geleceksin"

Koşarak bir yere varmaya çalışan, ama sürekli tökezleyen, yürümeyi yeni öğrenmiş çocuğun adımlarıyla geçip gitti günler. Nihayetinde bu hiç sevmediğim şehre geri döndüm. Arkamda bozkır, aklımda o uzun, geniş caddeler. Her sabah başka bir güzellikle aydınlanan gökyüzü. Sevdiklerim...

İnsan bir şehirle bozuşur mu?


"...
Dur, daha gitme yolumuz uzun
Zamanı gelir elbet başka kalplere dokunuruz
...
yine
Gökyüzünde buluşuruz, Ankara'yla bozuşuruz"

Seni özleyeceğim Ankara. Çok özleyeceğim.