“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla” diye yazmış Füruğ.
Beni bu sabah bu satırları yazmaya iten, bir zamanlar sevinçle uçtuğunu bildiğim o kuşun sevincine ortak olma arzusu mu?
Neden hep kendimi en kötü hissettiğim zamanlarda geçmişe dönüyorum? Yitirdiklerime? Beni o vakitler sevindiren, seven, okşayan, öpen o hatıralar yitip gitmedi mi yoksa? Nedendir onlara bunca tutunmam?
Bir yandan da o kadar mutlu anılar var ki aklımda, sanki hiç yitip gitmemişler gibi. Şehirler aklımda, meydanlar, trenler, koşmalar, kavuşmalar, kucaklaşmalar, ilk öpüşmeler, sevişmeler. Mavi bir elbisem vardı hatırlıyorum, sonra ağlayarak çöpe attığım. Henüz daha bu şehirden kaçmıyordum, aksine kalbine kalbine yürüyordum şehrin. Kadıköy'den bir otobüse biniyorduk örneğin Taksim'e ulaşmak için. Düşündükçe ah ediyorum. O koca cadde henüz beton yığınına dönmemişti. Meydan da. Hatırladıkça daha da üzülüyorum. Keşke o zamanda, orada olsam. Sen de olsan yanımda.
Kuş ölür, sen o güzel günlerimizi hatırla.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder